MİSLİ BAYDOĞAN


“HÛ DİYEN KARGA”NIN YAZARI MİSLİ BAYDOĞAN İLE SÖYLEŞİ

“İnsanın içerisine konmuş çok hassas terazilerden birisidir adalet duygusu. Hırs onu bozar. Haset, tembellik, cehalet onu bozar.”


Söyleşi: Melike Çelik

Merhaba. Sizi dergimiz okurları için biraz tanıyabilir miyiz?

- 1979 Sivas doğumluyum. Yaklaşık 3 yaşından beri Ankara'da yaşıyorum. TED Ankara Koleji ve Hacettepe Üniversitesi mezunuyum. Psikoloğum. Özel bir vakıf üniversitesinin psikolojik danışma merkezinde mesleğimi yapıyorum. Yayınlanmış üç kitabım var: Hatırla Beni (Berikan Yayınları), Hû Diyen Karga ve Yakub’un Kanatları (Ötüken Neşriyat) Şu günlerde basım aşamasında bir öykü kitabı...

İsminizin özel bir anlamı var mı?

- Adımı babam koymuş, Mis kokulu anlamını tercih ediyorum, çok özel bir hikâyesi bence yok, aile arasında ortaya atılmış, benimsenmiş, babam da Misli koymuş. Kitapta olaylar kronolojik değil döngüsel anlatılıyor. Bir olaydan bahsediliyor ve ileride ilgili olayın detaylı anlatılacağı belirtiliyor. İleriki sayfalarda ise konu detaylandırılıyor.

Bu tekniğin kullanılmasının özel bir sebebi var mı? Yoksa kuş aklı, aklına estiği gibi mi anlatıyor diye düşünmeliyiz? :)

- Biraz benim tarzımla ilgili oldu sanırım, keskin bitişleri sevmiyor muyum acaba, ya da her son içinde bir başlangıç vaadi taşıyor ve her başlangıç da bir gün bitişin vuku bulacağını aklımızda tutmamızı gerektiriyor belki... Türk tarihi keskin çizgilerle, bitişlerle pek ifade edilemez. Her an her yerde yeniden yazılır. Bitti sanılan yerde yeni bir irade küllerinden doğar ya da en şaşalı devrinde öyle bir hata yapılır ki yerle yeksan olur saltanat. Bu düşünceler belki yazış tarzımın alt metnini oluşturmuş olabilir.

Kitabın türü sizce nedir? Bir roman gibi belli kişiler üzerinden bir devamlılığı yok. Hikâye gibi de ayrı bölümlerden oluşmuyor. Kitap aslında iç içe geçmiş hikâyelerden oluşuyor. Bu yeni bir tür olabilir mi?

- Kitaba Selçuklu Hikâyeleri adlandırmasını yapan editörümüz Kadir Yılmaz'dı. İtiraz etmedim. Birbirinden kop-mayan, roman bütünselliğinde öyküler toplamı dedim soranlara genelde... Başka öneriler olursa duymak isterim.

Psikolog olmanızın yazarlığınıza olumlu katkıları var mı?

- Her türlü insanlık haline aşinalık, keskin çizgilerin yuvarlaklaşması, önyargılardan arınma, genellemelerden uzak durma ve sürekli bir anlamaya çalışma hali öyle zannederim ki psikolog olmamla çok ilişkili. Bu özelliklerin de yazarken yolumu aydınlattığını düşünüyorum. Ama açıkçası iyi bir yazar olmak için psikolog olmak gibi bir gereklilik olmadığı gibi edebiyat tarihi boyunca güçlü kalemlerin insan psikolojisine dair çok derin kavrayışları olduğunu görüyoruz. Seçme şansım olsa bundan sonra sadece yazar olmak isterdim.

Yazmaya ilk ne zaman başladınız? Nasıl keşfedildiniz?

- Okuma yazma öğrendiğimden beri yazma derdindeyim. Çocukken şiir ve kompozisyon yazardım. Sonrasında hep roman yazmayı hayal ettim. İlk kitabım Hatırla Beni adında, 12 Eylül'le ilgili psikolojik bir romandır mesela ama karga kadar duyuramadık. Hikâye yazı pratiğime en son giren tür oldu ve zaman içinde şiir tamamen benden uzaklaştı. Artık sadece edebi türde yazılar yazmayı tercih ediyorum. Sırf makale yazmaya olan direncim yüzünden doktora eğitimimi kaç senedir erteliyorum. Laf aramızda artık pek de erteleyemeyecek bir noktaya geldim. Keşfedilmek ise biraz iddialı bir tabir olur. Yazdığım öyküleri edebiyat dergilerine yolluyordum. Bir gün Varlık Dergisi'nden geri dönüldü ve Fiyodor adlı kumarbaz, alkolik bir doktoru anlattığım öyküm oradaki editör tarafından, kulakları çınlasın Nalan Hanım, çok beğenildi ve basıldı. Sonra yarışmalara katılmaya başladım. Üçüncü kitabımda da yer verdiğimiz Filbahri adlı öykümle Bornova Belediyesi'nden birincilik aldım. Bunlar yazar olmak isteyen birisi için çok motive edici adımlardı. O arada ufak tefek başka ödüller ve dergilerde görünme fırsatları oldu. Sonrasında roman geldi. Sonra Hû Diyen Karga... Dergi yazıları... Allah ömür verdikçe devam etmeyi diliyorum.

Şu an bildiğim kadarıyla bir çocuk romanı kaleme alıyorsunuz. İlerideki kitap projeleriniz neler?

Çocuk edebi-yatında devam etmeyi düşünüyor musunuz? - Şu an birden fazla çalışma üzerinde ilerlemeye çalışıyorum. Çocuk romanını biraz erteledim. Ama inşallah çok geciktirmeden bir gün mutlaka yazılacak. Bunu özellikle kitap fuarlarında imza standına gelip, "Çocuklar için kitabınız yok mu," diye soran ve verdiğimiz yanıtla hayal kırıklığına uğrayan çocuklara karşı mahcubiyetim yü-zünden yapmak istiyorum. Devamını da getirmeyi ümit ederim.

Kitabı gerçekten tüm hikâyeyi bir karganın ağzından dinler gibi okudum. Anlatıcının neden karga olduğu aslında kitapta ima ediliyor. Sebebini sizden de öğrenebilir miyiz? Karga fikri nasıl doğdu?

- Uçması, olaylara yukarıdan bakması ve bir miktar da uzun yaşaması nedeniyle karga bana yakın geldi. Bir de Allah'ın yarattığı güzel hayvana uğursuz vs denmesi asabımı bozuyor. Sıradan, gariban bir hayvancağız işte... Kargaya iade-i itibar...

Anlatıcı ince düşünceli ve mütevazı bir karga. Açıkçası bu karga benim kafamdaki karga algısını çok değiştirdi. Karganın mütevazı olması Selçuklu tozuna bulanmış olmasından mı sizce yoksa tüm kargalar sizin gözünüzde bu kadar mütevazı mı?

- Diğer kargalarla aramızda bu derece bir muhabbet hâsıl olmadı. Bazen penceremin önüne buğday, ekmek filan koyarım ve gelir yerler, o kadar. Kitap ilk çıkarken sosyal medyada şaka yollu ilk Müslüman Türk kargası diye tanıtmıştım. Sempatik geldi okura. Dediğiniz özellikler işin bu kısmıyla ilgili olabilir mi acaba? Bir de sözünü ettiğiniz Selçuklu tozunun altın tozu kadar kıymetli olduğunu düşünüyorum.

Kitabın hazırlık ve yazım sürecinde yaşadığınız ilginç olaylar var mı? Kitabın ortaya çıkması ne kadar sürdü?

- Kitabın özü Tuğrul ve Çağrı Beyler arasındaki kardeşlik bağını ve hukukunu anlatan tek bir hikâyedir. O zamanlar Mağaradakiler adında bir dergi çıkıyordu. Oraya gönderdim. Yarım saat sonra Ötüken Neşriyat'tan telefon geldi, abla buna yazık, dergide kaybolur gider, bunu kitap yapalım istiyoruz, dediler... Hem sevindim hem de içimden "hayda!" dedim. Oturdum bir sürü Selçuklu kitabı, makalesi okudum. En baştan. Notlar alarak. Hata yapmamaya çok çalıştım ama ufak tefek elbette düzeltmeler gerekti sonradan. Yazılışı üç dört ay kadar sürdü diye hatırlıyorum. Bugüne kadar en keyifle ve akıp giderek yazdığım metindi. Dönem çok sevdiğim bir dönemdir.

Bir okuyucu olarak sizi en çok etkileyen kitaplar hangileri?

- Çok kitap var. Hem de öyle çok ki... Aklıma ilk gelenleri sıralamak belki daha doğru olur. Benim için etkileyici bir kitap, bende yazma isteği doğuran kitaptır. Bu anlamda Şibumi öyledir mesela. Tezer Özlü'nün yazdığı her şey, Sevinç Çokum ve Safiye Erol kitapları keza çok ilham vericidir. Sait Faik okumayı çok severim. Cengiz Dağcı'ya bayılırım. Dünyayı Dolduran Kiraz son yıllarda okuduğum en güzel kitaptır. Eskiden Palahniuk çok severdim ama son birkaç kitabı dejeneratif beyin hasarı düşündürecek şekilde estetikten uzaklaştı, artık okumuyorum. Lampedusa'nın Leopar'ı çok güzel bir kitaptır. Zeria Karadeniz'in Hacı Bayram'ı muazzamdır. Düşünsem daha onlarca bulurum herhalde.

Genç yazarlara tavsiyeleriniz neler?  

- Çok fazla okumaları. Daha çok okuyup daha az yazmaları. Bir yazıyorlarsa on okumaları. Klişelerden uzak durmaları. Öykü ve romanlara sabah yatakta gözlerini yeni güne açan kahramanlarla başlamamaları. Herhangi bir ideolojinin kalemi olmak yerine, ideolojilerini özümseyip, ideoloji sahibi kalemler olmaları. Bunlar naçizane önerilerim olabilir.

Kitabı okurken en çok üstüne basılan kelime benim gözümde adaletti ve bu adalet yalnız hakanın halkına adaleti değil, aynı zamanda babanın oğluna, Rabb'in kuluna adaleti. Hem toplumsal, hem bireysel hem de dinen her zerreye dokunan adalet var. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

- Çok şeyler demek isterim ama bazen beşerin kelimeleri böyle muazzam bir oluşu anlatmaya yetmez. Benim nazarımda adaletin kaynağı Bir'dir ve bellidir. Bizim dünyada tesis etmeye çalıştığımız ona öykünmedir belki... İnsanın içerisine konmuş çok hassas terazilerden birisidir adalet duygusu. Hırs onu bozar. Haset, tembellik, cehalet onu bozar. Çok ince sesleri duyan bir iç kulak lazımdır oradan gelen sesi duymak için. Onu duymayacak kadar dünya nimetine gömülmemek, gürültüye, kalabalığa gereğinden çok karışmamak lazım. Ne mutlu çocuk-lardaki bu cevheri koruyabilecek duyarlıktaki ana babalara ve ne mutlu içlerindeki cevheri bilen, gören, ona kıymet verenlere...

Bir bölümde karga en çok ahinin dergâhında huzur bulduğundan bahsediyor fakat kalan ömrünü dergâhta geçirmeyi düşünmüyor ve sultanların gölgesinde yaşamaya devam ediyor. Sizce neden? Vefası mı, idealist ruhu mu, alışkanlıkları mı yoksa Selçukluya sevgisi mi ağır basıyor?

- Dikkatinizi çekti mi bilmem o kısımda hakanla birlikte gidiyor doğru çünkü sevgi ile bağlı Selçuklu soyuna, karga işte, ama sonrasında Konya'da bir kırılma yaşanıyor ve kendini asıl ait olduğunu hissettiği Türkmen dergâhına, Tokat'a gidiyor. Bunu küserek yapmıyor. Kaderden sayıyor ve tevekkül içerisinde, iradi bir kararla yapıyor. Orada söze çok fazla dökmeden dikkatli okur için biraz üstü örtülü bir tercih alt metni kurguladım. Herkes kendi bakış açısınca, bilgisince yorumlayabilir. Konya'da ne olmuştu? Kimler vardı? Bunlar biraz ipucu olur belki.


Linkler